yazihamit.sitemynet.com

*T

*T


TARİHÎ ÖZELLİKLER





Romalılar, Paflagonya’yı zaptettikten sonra komutan Pompe’nin ismine izafen burasına (Pompeiopolis) demişler ve Paflagonya eyaletinin merkezi yapmışlardır. Bizans imparatoru Konstantine, Porp Pompoipolis adının Pompe’den geldiğini kabul etmez. Bu zat popular (halka mahsus) Bizans grekçesinde kaba bir şaka manasına gelen (pompe) kelimesinden iştikak ettiğini söyler. Taşköprü, Romalılar zamanında M.S. 1.2.3. üncü yüzyıllarda çok haşmetli bir şehirdi. Zımbıllı Tepesi akropol olarak kullanılıyordu. Eyalet valisinin sarayı, mabet ve ileri gelenlerin evleri burada idi. Taşköprü, 1211 yılında Selçuklu Emîri Hüsamettin Çoban tarafından fethedilmiş, Osmanlılar zamanında kadılık olarak idare edilmiş, 1868 yılında ilçe olmuştur. Taşköprü, insanlık tarihi boyunca değişik uygarlıkların kurulup yok olduğu bir yöre olmuştur.Sırasıyla: Gasgallar, Etiler, Dorlar, Paflagonyalılar, Kimerler, Lidyalılar, İranlılar, Kopadokyalılar, Helenler, Pontuslar, Britanyalılar, Romalılar (Bizanslılar), Danişmentliler, Çobanoğulları, Candaroğulları ve Osmanlılara geçmiştir.İlçe halkının, Oğuzların Kayı boyuna mensup oldukları yerleşim yerlerindeki Avşar, İregür, Çetmi, Çavundur, Seki ve Kayı gibi köy isimlerinden anlaşılmaktadır.

_____________
Yazıhamit Köyü
____________________________________________________________

TARİHİ AÇIDAN TAŞKÖPRÜ

Taşköprü ilçesi adını Gökırmak üzerinde Çobanoğulları zamanında yapılmış olan yedi gözlü 68 metre uzunluğundaki Taşköprü'den almıştır. Kastamonu il merkezine 42 km. uzaklıkta bulunan ilçenin eski adı Ponpeiopolistir.

İlçe tarih boyunca çeşitli uygarlıkların yerleşim bölgelerinden birini oluşturmuştur. M.Ö. 64 yılında Romalıların egemenliği altına girmiş ve Paflagonya eyaletinin merkezi olarak "Zimbıllı Tepesi" denilen yerde kurulan tarihi Pompeiopolis kenti, akropol ve devlet büyüklerinin oturduğu yer olarak kullanılmıştır.Romalılar Poplogonya'yi zaptettikten sonra komutan Pepenin isminden dolayı TAŞKÖPRÜ'YE (Pompeiopolis) demişler. Etiler Orta Anadolu'da yasarken Taşköprü ve civarından Gasga (Kaska) adlı bir devletin hüküm sürdüğünü Eti kaynakları haber vermektedirler. Gagalar yaptıkları savaşların sonunda Eti'lere yenilmişler Paplogonya Eti egemenliğine girmiştir( M.Ö. 1330).. Bizanslılar Çağı'nda Kastamonu gelişince Ponpeiopolis küçülmüştür.

1292-1460 yılları arasında Çobanoğullarının yönetiminde kalan ilçe, 1460 yılında Osmanlı yönetimine girmiş ve Kastamonu'ya bağlı kadılık olarak idare edilmiş,1864 tarihinde ilce olmuştur.

Taşköprü, M.S. 1366 yılında Yağmur Bey'in oğlu Ali Bey tarafından Kastamonu Emiri Adil Bey'in oğlu Celaleddin Beyazıt (Kötürüm Beyazıt) adına yaptırılmıştır.

Taşköprü'ye en fazla önem veren Muzafferettin Gazidir. Türk-İslam Cağı'ndan istilaya uğramamış ve savaş görmemiş olan Taşköprü arkeoloji itibariyle pek zengin ve ehemmiyetli bir yerdir. Höyükleri, tumuluslari, kaya tünelleri, kaya mezarları, kaleleri, Muzafferettin gazi Hamamı, Abdal hasan Koyu Hamamı, Kornapa, Yazıhamit Kızılkese Camileri birer sanat eseri olup ayakta duran vesikalardandır.

Taşköprü'nün 5 km kuzey doğusundaki kale bir kısım dağların arasında kalmıştır. Kale 100 metre kadar yükseklikte bir tepe üzerinde sarp kayalıklar oyularak yapılmıştır.

Taşköprü'nün 10 km güneyinde bulunan Ali Saray Köyü'nde bazı harabeler vardır. Bu köyün Ören mevkiinde ve bati tarafındaki tarlalarda bazı duvar harabeleri görülmektedir. Köylüler buradan büyük islenmiş taslar çıkarmışlardır. Taşköprü'nün 15 km güneyinde ve Ali Saraya bir saat uzaklıkta bulunan Kilise Köyü'nün bazı yerlerinde eski eserler bulunmaktadır. Buradan çıkarılan bir boğa heykeli Kastamonu Müzesine getirilmiştir. Kilise köyü kuzey tarafında bulunan islik Kayasından köylüler testi küp ve benzeri eserler çıkarmaktadırlar.

Pompeiopolis antik kentini ortaya çıkartabilmek için çok büyük çapta kazıların düzenlenmesi gerekmektedir. Bu gerçekleştiği takdirde ilçede yeni bir Efes ortaya çıkacak ve ilçe büyük bir turizm potansiyeline kavuşacaktır. Bu konuda KültürBakanlığı nezdindeki girişimler sonuç vermeye başlamış, koruma ve kazı çalışmaları programlanmıştır.

Yörede gerçekleştirilen sinirli kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan kalıntıların bir kısmı halen Kastamonu müzesinde korunmaktadır.

Taşköprü biri 1308, diğeri 1927 de olmak üzere iki defa yanmış ve birçok tarihi eser yok olmuştur.

İlçe merkezi 25 Ağustos 1925'de Atatürk tarafından ziyaret edilmiştir. Taşköprü 1927 yılında büyük bir yangın geçirmiş, ve bu yangından sonra ilçede Kadastro uygulanmış geniş caddeler açılmış ve modern yapılar yapılmıştır. Taşköprü Belediyesi Cumhuriyetten önce kurulmuştur.

TAŞKÖPRÜ




Anadolu dendiğinde, aklımıza yüzyıllar boyu değişik uygarlıkların yaşandığı ve o uygarlıkların kültür zenginlikleri ve tabiat güzelliği gelir. yaşadığımız her yede tarihin bir simgesi karşılar bizi işte, Kastamonu'nun Taşköprü ilçesi de değişik uygarlıkların izleriyle dolu. Taşköprü adını, Kızılırmak nehrinin büyük kolu Gökırmak üzerinde kurulu tarihi Taşköprü'den alır. bugün hala kullanılan köprü M.S. 1200 yılında Yağmur Bey'in oğlu Ali Bey tarafından yaptırılmıştır.

Taşköprü asırlarca değişik uygarlıkları yaşamıştır. Taşköprü'nün Zımbıllı Tepesi (Pompeipolis) denilen yörede bulunan kalıntılarda, bazı tarihi belgelerden Plootik devirlere kadar uzanan büyük bir höyük ortaya çıkarılmıştır. Pompeipolis, miladi yıllarda Romalılar tarafından kurulmuştur.

Çeşitli devirlerde inşa edilen yapılar değişik aşamalardan geçmiştir. Hıristiyanlığın kabulu ile Doğu Roma devrinde de Hıristiyanlığın etkili olduğu elde edilen kalıntılardan açıkça görülmektedir.

Kazı çalışmaları sırasında ortaya çıkarılan kalıntıların bir kısmı halen Kastamonu müzesinde korunmaktadır.

Yörede kendir ve pancar üretiminin yanı sıra Türkiye'nin sarımsak ihtiyacının %19'u karşılanmaktadır. Taşköprülüler dünyanın en iyi sarımsağını üretmekle övünmekle hiç de haksız değiller. Ayrıca SEKA sigara kağıdı fabrikasının ham maddesinde kullanılan kendirin ülke ekonomisine katkısı büyüktür. Gökırmak vadisi üzerine kurulan şirin Taşköprü İlçesinde ki kırk çam bölgesi ormanları tam bir tabiat harikasıdır.

Nefis ve leziz yemeklerinin yanında onu meşhur eden kuyu kebabı tadına doyum olmayan bir lezzet bahşeder. Taşköprü insanı bozulmamış kültürü sıcak yüreği, konuk severliği, Uluslararası Kültür ve Sarımsak festivaliyle artık dünyaya mal olmuştur. Bu güzellikleri her yıl düzenlenen festivalleriyle dünyayla paylaşmaktadır

İlçeye adını veren Taşköprü,Gökırmak üzerinde ve ilçe girişinde bulunmaktadır.68,58 m uzunluğunda ve yedi gözlü tarihi köprünün bu gün altı gözü açık olup bir gözü köprünün giriş tarafındaki yolun altında kalmıştır. M.S. 1366 yılında Yağmur Beyin oğlu Ali Bey tarafından Kastamonu Emîri Adil Beyin oğlu Celâlettin Bayezıt (Kötürüm Bayezıt) adına yaptırılmıştır.

İLÇENİN GENEL TANITIMI

Taşköprü Batı Karadeniz bölgesinde Kastamonu İline bağlı bir ilçedir. Yüzölçümü 1752 km2’ dir. İlçe merkezinin nüfusu 16.836, köy nüfusu 27.567 kişi olup toplam 44.403 nüfusa sahiptir.



İlçeye adını veren taş köprü, Gökırmak üzerinde ve ilçe girişinde bulunmaktadır. 68,5 mt. uzunluğunda ve yedi gözlü tarihi köprünün bu gün altı gözü açık olup, 1366 yılında Yağmur Bey’in oğlu Ali Bey tarafından Kastamonu Emiri Adil Bey’in oğlu Celalettin Bayezıt (Kötürüm Bayezıt) adına yaptırılmıştır.



TARİHİ AÇIDAN TAŞKÖPRÜ

Taşköprü, insanlık tarihi boyunca değişik uygarlıkların kurulup yok olduğu bir yöre olmuştur. Sırasıyla, Gasgallar, Etiler, Dorlar, Paflagonyalılar, Kimerler, Lidyalılar, İranlılar, Kapadokyalılar, Helenler, Pontuslar, Bitinyalılar, Romalılar (Bizanslılar), Danişmendliler, Çobanoğulları ve Osmanlılar bu yörede hüküm sürmüşlerdir.

Romalılar Paflagonyayı zaptettikten sonra komutan Pompe’nin ismine izafeten burasına Pompeiopolis demişler ve Paflagonya eyaletinin merkezi yapmışlardır. Taşköprü Romalılar zamanında (M.S.1,2,3)’ üncü yüzyıllarda çok haşmetli bir şehirdi. Zımbıllı Tepesi Akrapol olarak kullanılıyordu. Eyalet valisinin sarayı, mabet ve ileri gelenlerin evleri burada idi.

Taşköprü, 1211 yılında Selçuklu Emiri Hüsamettin Çoban tarafından fethedilmiş, Osmanlılar zamanında kadılık olarak idare edilmiş, 1868 yılında yılında İlçe olmuştur.

GEZİLECEK YERLER:

Ilgaz Dağı Milli Parkı, Kadı Dağı, Soğuksu, Açıkmaslak, Acısu, Kanlıgöl, Dipsizgöl, Üçoluklar, Yaralıgöz, Yeşilyuva, Karşıyaka, Ginoğlu, Masruf Deposu, Geriştepe ve Limanüstü Orman İçi Dinlenme Yerleri, Timonion ve Pompeipolis İlkçağ Kent Kalıntıları, Kastamonu Kalesi, Pervaneoğlu Ali Şifahanesi (Yılanlı Şifahane), Atabey, İbn Neccar, Halil Bey, Mahmud Bey, Nasrullah, Sinan Bey, Şeyh Şaban-ı Veli, Kötürüm Bayezıd, Hoca Şemseddin, Kasım Bey ve Abdurrahman Paşa Camileri, İsmail Bey ve Yakup Ağa Külliyeleri, Münire Medresesi, Atabay, Aşir Efendi, Deve, İsmail Bey ve Urgan Hanları, Nasrullah Köprüsü ve Taş Köprü, Gökçeağaç'taki Kervansaray, Kastamonu Müzesi.

TARIM ÜRÜNLERİ

1. Sarımsak: Sarımsak, ilçenin en önemli tarım ürünlerinin başında gelir. Bu ürün ilçenin simgesi haline gelmiştir. Dünyanın en kaliteli sarımsağını yetiştiren ilçede yıllık sarımsak üretimi 20.000 tona ulaşmaktadır.

Taşköprü’nün kültürünü ve tarım ürünlerini ülke içinde ve ülke dışında tanıtma

amacıyla, her yıl eylül ayının ilk haftasında “ULUSLARARASI TAŞKÖPRÜ KÜLTÜR VE SARIMSAK FESTİVALİ” adı ile bir festival düzenlenmektedir.

İlki 1987 yılında ulusal nitelikte düzenlenen festivale, 1988 yılından itibaren uluslararası bir hüviyet kazandırılmıştır. Festival süresince yerli ve yabancı halk oyunları ekiplerinin gösterileri, yağlı güreşler, at yarışları, cirit gösterileri ve ünlü sanatçıların konuk olduğu müzik şölenleri gibi geniş ve çok yönlü etkinliklere yer verilmektedir.

Festival, üretilenin tüketiciye yeterince ulaşabilmesi için, tanıtımın öneminin idraki ile yapılmaktadır. Taşköprü’nün simgesi olan Beyaz Altın (sarımsak) bu festival vasıtası ile daha geniş halk kitlelerine duyurulacak, daha çok tüketilecek ve böylece emek değer bulacak, sarımsak üreticisi alın terinin karşılığını alarak yarına daha güvenle bakacaktır. Ayrıca geçmişine, kültürüne ve toprağına bağlı Taşköprü insanı, kendi bağrından çıkan, kendi yetiştirdiği insanları ile bu festival vasıtası ile kucaklaşıp hasret giderme imkânına kavuşacaktır.

Festival sırasınca en iyi sarımsak üreticilerine ödüller de verilmekte, gelen konukların Taşköprü’nün meşhur konukseverliği ile ağırlanıp, iyi intibalarla ilçeden ayrılmaları sağlanmaktadır.

2. Pancar: Pancar da ilçe tarım ürünleri içinde önemli bir yere sahiptir. Kastamonu’ya bağlı Kastamonu Şeker Fabrikası’nın ihtiyacı olan pancarın çok büyük bir bölümü Taşköprü ilçesinden sağlanmaktadır.

3.Kendir: Seka Kastamonu Müessesesi ve Sümerbank Taşköprü Kendir Sanayii Müessesesi’nin hammadde ihtiyacı bu üründen sağlanmaktadır. Son yıllarda fazla gelir getirmediği için ekimi azalmıştır. Ayrıca; geçmiş yıllarda kendirin lifinden önemli ölçüde urgan imalatı yapılmaktaydı. Yine son yıllarda bunda da bir azalma görülmektedir.

Bu ürünlerin yanı sıra tahıl üretimi de ilçede yaygın olarak yapılmaktadır. Tahıldan elde edilen saman da, bu üretimi yapan köylere ekonomik açıdan yarar sağlamaktadır.

TAŞKöprü

Taşköprü, Bati Karadeniz bölgesinde Kastamonu iline bağlı bir ilçedir.Köyleri ile birlikte nüfusu 46.000 kişidir.İlçe merkezi nüfusu 2000 yılı sayımına göre 16.900 kişi civarındadır.Kastamonu vilayetinin İlçe olarak en büyük nüfusa sahip ilçesidir.Doğu ve kuzey doğuda Sinop, güney doğuda Çorum illeri, güneyde Kastamonu/Tosya, batıda merkez ve Kastamonu/Devrekani, doğuda Kastamonu/Hanönü ilçesi ve kuzeyde Kastamonu/Çatalzeytin ilçeleri ile komşudur.

İlçeye adını veren tarihi Taşköprü, uzun yıllara meydan okuyarak dimdik ayakta duruyor. İlçenin tek giriş çıkış yeri burası. Gökırmak üzerindeki 69 metrelik köprü, M.S. 1366'da Yağmur Bey'in oğlu Ali Bey tarafından yaptırılmış.



Taşköprü çeşitli uygarlıklara sahne olmuş, tarih ve kültür zenginlikleriyle dolu bir yerleşim yeri. İlçenin karşısında bulunan Zımbıllı Tepe'deki Romalılardan kalma Pompeiopolis harabeleri ve antik kenti bunun en belirgin kanıtı. İlçede Selçuklu ve Osmanlı tarihinin izlerine rastlamak da mümkün. Oğuzların Kayı boyundan olan Taşköprüler konuşmaları, şiveleri, giyimleri ve gelenek göreneklere bağlılıkları ile dikkat çekiyor.
Taşköprü aynı zamanda Türkiye'nin başlıca sarmısak üretim merkezlerinden. Yılda 20 bin tonluk üretim kapasitesiyle dünya pazarında Çin, İran ve Malezya ile rekabet ediyor.
Taşköprü'de meşhur kuyu kebabı yanında sarmısak yeniliyor. Uluslararası üne sahip Taşköprü sarmısağı, bu ünü kalitesine ve uzun ömürlü oluşuna borçlu. Taşköprü sarmısağının üretiminin artırılması, kalitesinin yükseltilmesi, fabrikasyona dönüştürülmesi ve üreticilerin desteklenmesi için büyük çabalar sarfeden Taşköprü Belediye Başkanı Hasan Altan, "Artık endüstri bitkisi olan sarmısağın ilaç sanayiinde işlenmesi için, devletin ve işadamlarının yatırımına her türlü kolaylığı sağlayacağız," diyor. Ardından sözlerini şöyle sürdürüyor: "Biz bin bir güçlüklerle üretiyoruz, başkaları kaymağını yiyor. Amerikalılar bizden sadece 200 bin liraya aldıkları sarmısağı şişeye koyarak, yine bize 100 tabletini 8 milyon liradan satıyor. Eczanelerde ve baharatçılarda satılan 'Kyolic' adlı sarmısak hapının aslı, bir kilo Taşköprü sarmısağıdır."
Adını yalnızca festivallerde duyduğumuz Taşköprü sarmısağı, bölgede çalışan binlerce kadın - erkek üreticinin el emeği, göz nuru ve geçim kaynağı... İlçe geleceğini sarmısağa bağlamış durumda. Eğer desteklenirse, sarmısak artık sanayi bitkisi olarak, yalnızca Taşköprülü üreticilerin değil, Türkiye'nin de yüzünü güldürecek.

Taşköprü ilçesi adını Gökırmak üzerinde Çobanoğulları zamanında yapılmış olan yedi gözlü 68 metre uzunluğundaki Taşköprü'den almıştır. Kastamonu il merkezine 42 km. uzaklıkta bulunan ilçenin eski adı Ponpeiopolistir.

İlçe tarih boyunca çeşitli uygarlıkların yerleşim bölgelerinden birini oluşturmuştur. M.Ö. 64 yılında Romalıların egemenliği altına girmiş ve Paflagonya eyaletinin merkezi olarak "Zimbıllı Tepesi" denilen yerde kurulan tarihi Pompeiopolis kenti, akropol ve devlet büyüklerinin oturduğu yer olarak kullanılmıştır.Romalılar Poplogonya'yi zaptettikten sonra komutan Pepenin isminden dolayı TAŞKÖPRÜ'YE (Pompeiopolis) demişler. Etiler Orta Anadolu'da yasarken Taşköprü ve civarından Gasga (Kaska) adlı bir devletin hüküm sürdüğünü Eti kaynakları haber vermektedirler. Gagalar yaptıkları savaşların sonunda Eti'lere yenilmişler Paplogonya Eti egemenliğine girmiştir( M.Ö. 1330).. Bizanslılar Çağı'nda Kastamonu gelişince Ponpeiopolis küçülmüştür.

1292-1460 yılları arasında Çobanoğullarının yönetiminde kalan ilçe, 1460 yılında Osmanlı yönetimine girmiş ve Kastamonu'ya bağlı kadılık olarak idare edilmiş,1864 tarihinde ilce olmuştur.

Taşköprü, M.S. 1366 yılında Yağmur Bey'in oğlu Ali Bey tarafından Kastamonu Emiri Adil Bey'in oğlu Celaleddin Beyazıt (Kötürüm Beyazıt) adına yaptırılmıştır.

Taşköprü'ye en fazla önem veren Muzafferettin Gazidir. Türk-İslam Cağı'ndan istilaya uğramamış ve savaş görmemiş olan Taşköprü arkeoloji itibariyle pek zengin ve ehemmiyetli bir yerdir. Höyükleri, tumuluslari, kaya tünelleri, kaya mezarları, kaleleri, Muzafferettin gazi Hamamı, Abdal hasan Koyu Hamamı, Kornapa, Yazıhamit Kızılkese Camileri birer sanat eseri olup ayakta duran vesikalardandır.

Taşköprü'nün 5 km kuzey doğusundaki kale bir kısım dağların arasında kalmıştır. Kale 100 metre kadar yükseklikte bir tepe üzerinde sarp kayalıklar oyularak yapılmıştır.

Taşköprü'nün 10 km güneyinde bulunan Ali Saray Köyü'nde bazı harabeler vardır. Bu köyün Ören mevkiinde ve bati tarafındaki tarlalarda bazı duvar harabeleri görülmektedir. Köylüler buradan büyük islenmiş taslar çıkarmışlardır. Taşköprü'nün 15 km güneyinde ve Ali Saraya bir saat uzaklıkta bulunan Kilise Köyü'nün bazı yerlerinde eski eserler bulunmaktadır. Buradan çıkarılan bir boğa heykeli Kastamonu Müzesine getirilmiştir. Kilise köyü kuzey tarafında bulunan islik Kayasından köylüler testi küp ve benzeri eserler çıkarmaktadırlar.

Pompeiopolis antik kentini ortaya çıkartabilmek için çok büyük çapta kazıların düzenlenmesi gerekmektedir. Bu gerçekleştiği takdirde ilçede yeni bir Efes ortaya çıkacak ve ilçe büyük bir turizm potansiyeline kavuşacaktır. Bu konuda KültürBakanlığı nezdindeki girişimler sonuç vermeye başlamış, koruma ve kazı çalışmaları programlanmıştır.

Yörede gerçekleştirilen sinirli kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan kalıntıların bir kısmı halen Kastamonu müzesinde korunmaktadır.

Taşköprü biri 1308, diğeri 1927 de olmak üzere iki defa yanmış ve birçok tarihi eser yok olmuştur.

İlçe merkezi 25 Ağustos 1925'de Atatürk tarafından ziyaret edilmiştir. Taşköprü 1927 yılında büyük bir yangın geçirmiş, ve bu yangından sonra ilçede Kadastro uygulanmış geniş caddeler açılmış ve modern yapılar yapılmıştır. Taşköprü Belediyesi Cumhuriyetten önce kurulmuştur.

EKONOMİK DURUM

SANAYİ KURULUŞLARI

1. Sümerbank Taşköprü Kendir Sanayii Müessesesi: İlçede bol miktarda yetiştirilen kendiri soymak ve değerlendirmek amacıyla 1947 yılında, Ethem Mahallesi’nde 152, 860 m2 alana kurulmuştur. 4.000 ton kapasiteli olan fabrika, ilçedeki ilk sanayi kuruluşudur.

Kuruluşundan 1951 yılına kadar kendir soyma faaliyetini sürdüren işletme, 1952 yılında kendir ve jüt elyafından sicim ve kanaviçe üretimine başlamıştır. 1980 yılında en son teknolojiye göre modernize edilerek, Bangladeş’ten ithal edilen, hammaddesi jütü işleyip ip haline getirmektedir.

2. Seka Kastamonu Müessesesi: Taşköprü-Bayabat yolu üzerinde, ilçeye 7km uzaklıkta 744,486 m2 alana kurulmuştur. 1975 yılında inşaatına başlanan, 24 Kasım 1984 tarihinde işletmeye açılan ve 1987 yılı sonu itibariyle 26 milyar liraya mal olan büyük bir fabrikadır. Hammadde olarak, büyük bir kısmı ilçeden temin edilen kendir ve ithal edilen jüt kullanılmaktadır. Çalışma konusu: Kendir sapı ve lifinden sigara kâğıdı ihtiyacı olan selülozu üreterek, sigara kâğıdı ve filtre uç kâğıdı imalâtını yapmak ve satışını sağlamaktır.

3. Ekol Kontraplak Fabrikası: Taşköprü-Boyabat yolu üzerinde, ilçeye 5km uzaklıkta bulunmaktadır. 1999 yılı başında faaliyete geçen fabrika; Taşköprü’nün ileri gelen esnafları tarafından ortaklaşa kurulmuştur.

Bu fabrikaların yanında ilçede; Nazlı Hazır Giyim ve Tirol Konfeksiyon olmak üzere iki tane de tekstil alanında fabrika vardır. Kastamonu ilçeleri içerisinde Taşköprü, ekonomik bakımdan en ileride olan ilçe konumundadır.

TAŞKÖPRÜ İLE İLGİLİ

TABİİ AFETLER

DEPREM

1943 depremi Taşköprü ve çevresinde de bütün şiddetiyle hissedilmiştir. Binaları iyi yapıldığından ilçede fazla tahribat olmamıştır. Sadece bir kısım eski bina ile iki minare hasara uğramıştır.

SEL

1939, 1972 ve1998 yıllarında Gökırmak ve kollarının kapladığı alana yağan çok şiddetli yağmur neticesi, korkunç sel suyu baskını olmuş; ırmağın iki yanındaki arazi baştanbaşa sular altında kalmış ve büyük miktarda maddi zarar olmuştur.

YANGIN

İlçe, ara sıra tabii afetlerle de karşılaşmaktadır. 1893'te kısmen yanmış olan Taşköprü, 1927’de yeni baştan yanarak bir kor yığını haline gelmiştir. Şimdiki ilçe 1927’den sonra yeni baştan kurulmuştur.

Taşköprü Yangını: 1927 yılı Vakit Gazetesi’nin haberi: (Haber, İslamî harflerden Latin harflerine çevrilmiştir).

TAŞKÖPRÜ BAŞTANBAŞA NASIL YANDI?

Kastamonu muhabirimiz yazıyor:

Anadolu’da emsaline pek ender tesadüf edilebilir denecek derecede güzel ve şirin bir kazamız olan Taşköprü, Zafer Bayramı günü dört saat kadar kısa bir müddet zarfında tamamen kül oldu.

O gün saat on üçe doğru, Taşköprü Kaymakamlığı’ndan Kastamonu Vilâyetine çekilen bir telgrafta; kasabada müthiş bir yangın zuhur ettiğinden, Kastamonu’daki otomobillerin derhal gönderilmesi selâmet-i memleket namına rica ediliyordu.

Bereket versin Kastamonu beldesi, memlekette itfaiye teşkilâtının yalnız mahalle tulumbalarına inhisârını muvaffak görmeyerek, kat’i bir itfaiye teşkili meselesini derpîş etmiş, iki adet otobüs getirilmiş ve icap eden itfaiye efrâdı da kullanılmaya başlanmıştı.

Vilâyet merkezinde bu müthiş haberin duyulması bir bomba gibi tesir etmiş, bayram münasebetiyle Kastamonu’da bulunan Taşköprülüler ve alâkadar Kastamonuluların hepsi otomobillerle Taşköprü’ye gitmişlerdi. Kastamonu beldesi bu feci akıbet üzerine, lüzumu kadar memur ve vesaiti ile kamyonlara binerek muavenete şitâb etmiştir.

Yangının dehşetini, kırk dört kilometre uzakta bulunan Kastamonu’dan bile semaya yükselen duman tabakasının keşâfeti sayesinde anlamak kabildi. Hatta telgraf ve telefon muhaberâtı dahi münkati olmuştu.

Otomobiller, Taşköprü-Kastamonu arasındaki mesafeyi bir saatte kat ediyorlar. Kastamonu’dan ayrılan kafile Taşköprü’ye vardığında yangın şiddetini artırarak üç

kola ayrılmış, kudurmuş bir dalga gibi önüne gelen binaları yalayıp, küle kalb ediyordu. Kazada, mahalle tulumba teşkilâtının dahi adem-i mevcudiyeti yüzünden itfaiye arabaları yetişinceye kadar bir iş görülememiş; yangın, şiddetle esen poyrazın tesiri ile alabildiğine tahribatına devam etmiştir.

Halk, bu ani afet karşısında şaşırmış ve herkes kendi başının çaresine baktığı için, bir iş görülememiş ve yangına mani olacak hiçbir tedbir alınamamıştır. Bir evi tahliye edip, eşyasını sirayet ihtimali olmayan evlere nakil etmişler, yarım saat sonra orasının da ateş aldığını görmüşler. Hatta kurtarılan eşyanın bir kısmı yığın halinde dışarıda iken bile yanmıştır.

Yangın esnasında Taşköprü’nün bir mahşerden farkı yoktu. Çocuğunu, kardeşini arayanlar, evden çıkaramadıkları ihtiyar ve hastalarını yanıp kül olmaktan kurtarmak için başkalarından istimdat edenler, evvelâ can, sonra canan fikrince hareket edenlerin vaziyeti çok feci bir manzara teşkil ediyordu. Bereket versin başta Kastamonu Valisi Mithat Bey olmak üzere, Belediye Reisi, azaları, Hilâl-i Ahmer Reisi, Fırka Kaza Mütemedi, Tayyare Cemiyeti Reisi ve daha bir çok zevat ile Kastamonulular yetiştiler de şaşkınlıktan ne yaptıklarını bile bilmemek derecesine gelen zavallı halka azami yardımda bulundular.

Getirilen itfaiye ve tulumba takımlarının azami yardımı iledir ki, sirâyet etmekte bulunan Tabakhane Mahallesi’ni olsun kurtardılar.

Yangın nereden çıktı?

Yangın, Karasaid Mahallesi’nde emval metrukeden inen bir muhâcirin iskânına tahsis edilen evden çıkmıştır. Kaza eseri olduğu ve evin delik bacasından yükselen kığılcımların, yakınında bulunan samanlığa düşmesi yüzünden çıktığı söylenmektedir. Yanan mebâni, sekiz yüz hane ile üç yüz dükkândan ibaret zan ve tahmin edilmektedir.

Mebâni resmiyeden hangileri yandı?

Bunların içinde mebâni resmiye olarak hükümet, jandarma, belediye, telgrafhane, Kız Mektebi ve Ziraat Bankası binaları da vardır. Mebâni resmiyeden yalnız kaza harici denecek kadar uzakta bulunan Askerî Şube ile merkezî bir yerde ve pek açıkta bulunan Erkek Mektebi binaları kurtarılabilmişti. Adliye Dairesi de dahil bulunduğu halde, yanan daire-yi resmiyeden en ufak bir kâğıt olsun çıkarılamamıştır.

Adliye Dairesi evrakını bir kısmı çıkarılmış ve hükümet bahçesinin bir köşesine yığılmış ise de, bilâhare ateş oraya da sirayet ederek bu evrak ve defteri de yakmıştır. Hükümetin bu durum katında hapishane de bulunuyordu. Fakat mapuslar yangından kurtarılarak taht-ı muhâfazaya alınmıştır. Ziraat Bankası’nın yalnız evrak ve kasaları kurtarılabilmiştir.

Yangından müvelled zarar herhalde, üç milyondan fazla tahmin edilmektedir. Kurtarılan mahalle iki yüz haneye tecavüz etmiyor. Bu da on beş sene önce yine bir yangın ile baştanbaşa yanmış, yeniden yapılmağa başlanmış ve henüz ekserisi tamamlanamamış binalardan mürekkep bir mahalledir.

Yangında nüfusça zâiyat dahi vardır. İki çocuğuyla bir ihtiyar kadının yandığı söylenmektedir.

Garip bir haber:

Yangından mützarar olanların içinde elli bin lira servet sahibi ticarilerimiz de mevcuttur. Yalnız, garip olan bir şey varsa da; Taşköprü ve Kastamonu’nun ileri gelen zenginlerinden olan İstanbul’daki Meydancık Hanı sahibi, Muhammet Salih Efendinin, merkezî bir mahallede bulunan mağazası ve evine, civarındakiler kâmilen yanmasına rağmen hiçbir şey olmamıştır.

Halk, akşam saat sekize doğru hep civar bostanlara, tarlalara çıkmışlardı. Fırınların hepsinin yanması yüzünden aç kalan halka, kamyon ve otomobiller Kastamonu’dan ekmek ve erzak taşıyorlardı.

Gece yarısına doğru yangından dönen Hilâl-i Ahmer ve belediye azâları kalem reisinin nezdinde bir ictima akd ederek yapılacak işler hakkında görüşmüşler, ve esaslı tedâbir ibrâz etmişlerdir. Bu cümleden olmak üzere açıkta kalan halkın eşya ve diğer şeyleri üzerinde herhangi bir çapulculuk hadisesine meydan vermemek için; altmış kişilik bir müfrezenin otomobillerle Taşköprü’ye gitmesi kararlaştırılmıştır. Bu müfreze beraberinde lüzumu kadar çadır da getirmiştir.

BABAMDAN BİR HATIRA

Kastamonu dolayısıyla Taşköprü tarih boyunca düşman istilasına uğramamış "yurtta sulh cihanda sulh" ilkesine dayanarak Türk topraklarına yapılan her saldırıda düşünmeden bağrını düşmana siper etmiş bir yerleşim yeridir

Vatanın her yerini kendi toprağı olarak belleyen Taşköprü halkı binlerce gencini Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarının öncesinde de Yemen , Balkan , Rus, 1. Dünya savaşlarının her cephesine katılarak şehit ve gazilerini vermekten çekinmemiştir.

Kastamonu, Kurtuluş Savaşında da işgal görmemekle birlikte başta Konya ve Ankara'dan sonra en çok şehit veren üçüncü ilimiz olmuştur. Yöre halkı düşmanın yurdu işgaline karşı büyük tepki göstermiş; bir çok protesto mitingi düzenlenmiştir. Bunların içerisinde en dikkate değer olanlardan biriside 10 Aralık 1919'da hanımların bir araya gelerek gerçekleştirdikleri İlk Türk Kadın Mitingi olmuştur. Milli Mücadele sırasında lojistik destek açısından en güvenilir bölge olan Kastamonu İnebolu Limanından Ankara'ya malzeme, cephane ve asker sevkiyatında büyük yararlılıklar göstermiştir. Yöre halkı yaz-kış demeden bölgenin güç ulaşım koşullarına rağmen top yekun bu mücadeleye destek vermiş; Şehit Şerife Bacı, Halime Çavuş bu olağanüstü fedakarlığın ve cesaretin sembol isimleri olmuştur.İnebolu'da Kayıkçılar Loncası İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmişlerdir. Türkiye'nin çağdaşlaşmasında da Kastamonu'nun ayrı bir yeri vardır. Büyük önder Atatürk 23-31 Ağustos 1925 tarihleri arasında "Şapka ve Kıyafet Devrimi"ni Kastamonu ve İnebolu'da başlatmıştır.Bu ziyarete ilişkin fotoğraflar Atatürk'ün Devrimin ilk söylevini verdiği Kastamonu Arkeoloji Müzesi Atatürk Salonu'nda sergilenmektedir.

Bu noktada babamdan dinlediğim bir anektoda da burada yer vermek istiyorum.

"Babam askerden geldiğinde 14 yaşındaydım. 12 yıllık bir savaşın ardından üstü başı perişan , botlar yerine çarık giymiş sakallı bir adam olarak evine dönmüştü.

Yorgun ama vakarlı bir duruşu vardı. Annam bu yılların hasretinden ve hiç bir haber alamadığı kocasını karşısında görünce adeta şok olmuştu. Yıllarca ondan savaşın , düşmanın , cesaretin öyküsünü dinledim. Hiç unutmadığı anısı ise " İngilizlerle Mekke'de sulh yapılıyordu. Araplara dolayısıyla İngilizlerin olan bu yerleri bırakmadan önce bizi topladılar. "Sizlere iş , aş ve eş vereceğiz. En güzel yerlerde ev , en güzel işler ve en güzel kadınlarla sizi evlendireceğiz.. Bunları isteyenler var ise gemilere binin İngiltere'ye götürelim. Orada hayatınızın en güzel yıllarını geçirin" dediler. Aramızdan iki kişi çıktı. İngiliz kumandan bunlara adını sorunca Sarkis ile Yorgi dediklerinde siz Müslüman mısınız diye tekrar sordular. Onlar yahudi olduklarını söyleyince " Bize Müslüman olup , dininden vazgeçecek Türk lazım, sizin gibi vatan haini dönek lazım değil diye bağırdı. Geride yerinden kımıldamayan bizlere dönerek "Aranızdan gelmek isteyen yok mu ? " diye sorduğunda hepimiz hep birden " LA İLAHE İLLAHLAH MUHAMMEDEN RESULULLAH " diyerek tekbir getirdik.

Bizlerin asla dönmeyeceğini anlayan kumandan hiddetlenerek öne çıkan iki yahudi dönmesini orada kurşunlattı." Hainler yaşamamalı " dedi.

İşte bu tür insanlarla dolu Taşköprü dolayısıyla Kastamonu...,
(Erol KARA)

EL SANATLARI

Kastamonu ve yöresi geleneksel el sanatları yönünden çeşitlilik ve zenginlik gösterir.Her ne kadar son yıllarda şehirlere sürekli göçler , teknolojik gelişmeler , hızlı ve ucuz üretim el sanatlarının giderek azalmasına karşın yine de Kastamonu ve çevresinde geleneksel el sanatlarının yaşadığını görmekteyiz.İşte bunlardan birkaçı:

Kastamonu ve İlçelerinin en yaygın gelir getirici olan el sanatı Çarşaf Bağı özellikle yerli dokuma "sarı kıvrak" yatak çarşaflarının iki uzun kenarına veya dört kenarına pamuk ipliğinden alet kullanılmaksızın kadınların parmak uçları tırnakları marifetiyle düğümler atılarak yapılan süslemelerdir.


Cide,Şenpazar,Küre,Azdavay,Pınarbaşı ilçelerinde keten dokumalarına rastlanılmaktadır.Düz ve renkli dokuma olarak yatak çarşafı,en böze (kadın iş önlüğü,başörtüsü.peşkir, göynek) dokumalarına sık olmasa da rastlanmaktadır. Tosya ilçemizdeki tela imali giyim sektörünün ihtiyacı için yaşamaktadır.Düz, beyaz tiftikten iç kuşağı ve renkli üç dilim kuşağı, hamam kesesi Türkiye çapında aranmaktadır.
Kastamonu Merkez , Daday ve Devrekani ilçelerinde düz beyaz patiska bez üzerine , ıhlamur ağacı üzerine elle oyma veya kabartma olarak yapılmış bitkisel , geometrik motif işli , değişik boyutlarda ki ahşap kalıpların özel hazırlanmış tek renkli boyaya batırılıp basılması suretiyle Sofra Bezi "sini bezi" yapılmaktadır.


EL DOKUMALARINDAN ÖRNEKLER


SİMSİZ AZDAVAY ÇEMBERİ

SİMLİ SELALMAZ

HAMAM PEŞTEMALI


SİMLİ AZDAVAY ÇEMBERİ

İNEBOLU ÇEMBERİ
SIÇAN DELİĞİ


SİMSİZ ZEHİLLİ ÇEMBER
AZDAVAY CENBERİ
KASTAMONU BAĞLAMALARI

PERDE GRUBU

SIÇAN DELİKLİ KUMAŞ

AZDAVAY KUŞAĞI

KASTAMONU ÇEMBER
ÜÇLÜCE ÇEMBER TAKIMI
ZEHİLLİ ÇEMBER TAKIMI

KASTAMONU KIRMASI
MASA ÖRTÜSÜ
ANTİKALI MASA GRUBU


BAGLI ÇARŞAF


ERENYOLU ÇEMBER TAKIMI


KASTAMONU ÇEMBER GRUBU



KAYNAK : KASTAMONU VALİLİĞİ WEB SİTESİ

______________________________________________

_____________
Yazıhamit Köyü
____________________________________________________________

POMPEİOPOLİS
(TAŞKÖPRÜ-KASTAMONU)


Pompeipolis'in yer aldığı Gökırmak vadisi, çok uzun ve süregelen bir geçmişe sahiptir. kalıntılar ve bulgular bu vadinin taş devrinden günümüze kadar insan yaşamına uygun bir yer olduğunu gösteriyor.

Eski Pompeiopolis şehri, Taşköprü'nün kuzeyinde, Kastamonu'nun 45 km. kuzeyinde yer alır. Zımbıllı tepesi, iki tepeden daha yüksek olanı arkapol olarak kullanılmış ve iki tepenin etrafındaki düz alan Pompeiopolis'in yerleşim alanını oluşturmaktadır. Ayrıca bir çok türbe, höyük ve Amnias vadisinde Pompeiopolis'in köylerine ait olduğu sanılan eski kalıntılar bulunmaktadır. Pompeiopolis'in sınırları kuzeyde Küre dağının güney yamaçlarına güneyde Ilgaz dağının kuzey tarafına, doğuda Halys ırmağına ve Osmancık civarına ve son olarak batıda aynı zamanda Amosttris'inde sınırı olan Pınarbaşı vadisine kadar uzanmaktadır.

Pompeiopolis M.Ö. 65/64 yıllarında Pompeius tarafından Amnias vadisinin doğu-batı yolu geçişi üzerinde Bithynia-Pontus'un iki vilayetinde bir şehir eyaleti olarak kurulmuştur.

Şehir Pompeus'dan türetilmiş olan Pompeiopolis olarak adlandırılmış ve bu isim "Pompeius'un Şehri" anlamına gelmektedir. Bu şehir için bir özellik olmalıdır.Çünkü Romalıların son dönemindeki kayıtlarından birinde, şehir "Popeus'un ülkesi" olarak yer almaktadır.

Bununla beraber Antonius bu düzenlemeleri kısmen değiştirmiş ve Pompeiopolis'i Kastamonu bölgesinin hükümdarlarına vermişti. bölge M.Ö 6-5 yıllarında Paphlagonia'nın son kralı olan Deiotanos Philadephos'un ölümünden sonra Galatio'nun Roma eyaletine bağlanmıştır. Ve Çankırı başkentti. Bu dönemde, Pompeiopolis bir Roma şehri olarak gelişti ve şehrin konumunda yardımıyla büyük bir refaha sahipti. Diğer yandan, Paphlagania'nın Eparkhies'indeki şehirler birlik kurdular ve Pompeiopolis toplanma yeri olarak seçilmişti. Büyük ihtimalle bu dönemde toplanma yeri olmasına bağlı olarak, Pompeiopolis Antoninus Pius'tan Gallienus'a kadar Paphlagonia'nın başkenti olmuştu.

Şehir, M.S. 2. yy'ın ikinci yarısında, aynı zamanda Marcus Aurelius'un da damadı olan Claudius Sevenis tarafından yönetildi. Şehri genişletmeyi denedi ve Ktistes ve Pompeiopolis'in hamisi olarak kabul edildi. Pompeiopolis Marcus Aurelius ve Lucius Verus döneminde kısa bir süre için Sebaste olarak adlandırıldı. "Paphlagonia'nın Başkenti Sebaste" bağlı bozuk paralar sadece bu iki imparator döneminde görülüyor, Lucius Venus'un ölümünden sonra bu isim yok oluyor.

Pompeiopolis'in Romalılar döneminin sonları ve Bizans döneminin başlangıcı sürecindeki tarihi sadece Piskopos listelerinden (fihristlerinden) öğrenilebilir. Pompeiopolis M.S. 6.yy'ın ortalarında sadece bir piskoposluk olarak önemli hale geldi. İranlıların ve Arapların saldırılarından dolayı Pompeiopolis'in 6. yy'ın sonlarında yada 7. yy'ın başlarında terkedildiğine inanılıyor ve insanlar adı Kız kalesi olan en yakın kalede yaşamaya başlamışlardı. Bu kalenin duvarlarının yapımındaki malzemenin Pompeiopolis'in kalınıtlarından getirildiği sanılmaktadır. Her ne kadar bölge M.S. 14. yy'a kadar Piskoposluk listesinde bir şehir olarak görülmüştür.

Vadide olmasından dolayı o mevki civarında çok kalıntı yok ama araştırmalar şehrin çok elverişli ve geniş bir arazisi olduğunu gösterdi. Kastamonu müzesi tarafından yapılan kazılar çok sayıda çok iyi mozaik zemini meydana çıkardı ve önceki araştırmacı da burada daha fazla mozaik olduğunu söylüyor. Çok büyük şans sayılan birçok bulgu Kastamonu müzesinde var. Ayrıca, modern kasabada birçok kalıntı görülüyor ve ayrıca Taşköprü'ye adını veren köprü de bir Roma kökenine sahip.



The Amnias (Gokırmak) valley which Pompeiopolis took place in, has a very long and continuous history. The ancient remains and finds show us that this valley was a very suitable for human life from tahe Palaeolithic till today.

The ancient city of Pompeiopolis takes place on the north side of Taşkoprü that is 45 km, north of Kastamonu. Two hills, which the higher of them called as Zımbıllı Tepesi served as an acropolis and the flat area around these hills consist of the mainland of Pompeiopolis. The eare also lots of rock-cut tombs, tumuli and acient remains in the Amnias valley that may be belonged to the villages of Pompeiopolis. The borders of Pompeiopolis reach on north to the south slopes of Küre mountain chain, on the south to the north side of Ilgaz mountain chain, on the east to Halys river and the around of Osmancık, and finally on the west to Pınrabaşı valley that is also border of Amastris.

Ponpeiopolis had been established by Penpeius on the main east-west road passes on Amnias valley, as a city state in the double province of Bethynia-Pontos in the in the year of 65/64 BC. The city had been named as Pompeiopolis which was derived from the name of Pompeius, and theis name means of "The City of Pompeius". It shuld have been a peculiarity for the city, because in one of the inscriptions from the late Roman period, city is mentioned as "The land of Pomeius" However, Antonius had partly changed these arrangements and gave Pompeiopolis to the local rulers of Paphlagonia After the death of Deiotaros Philadelpho who is the last king of Paphlagonia, the region had been attached to the Roman province of Galatia in the year of 6/5 BC. And Gangra Çankırı) was the capital. In this period, Pompeiopolis had developed as a Roman city and with the help of the place of city it had a very well prosperity. On the other hand, the cities in the eparkhies of Paphlagonia to be the meeting place in that period, Pompeioplis had been the metropolis of Paphlagonia from the period of Antonious Pius to Gallienus.

The city had been governed by Claudius Severus who was also the son-in-law of Marcus Aurelius in the second half of the 2 nd Century AD. He had tried to develop the city and he was accepted as the Ktistes and the Patron of Pompeiopolis. Pompeiopolis had been called as Sebaste for a short time in the period of marcus Aurelius and Lucius Verus. The coins with the remark of "sebaste Metropolis of Paphlagonia" are seen only from the period of these two emperors, after the death of Lucius Verus thes name disappears.

The history of Pompeiopolis during the late Roman and early Byzantine periods can be learned only from the Bishop's Lists. Pompeiopolis had only become important as a bishopric in the middle of 6 th century AD. It is believed that Pompeioplis had been left in the late 6 th or erly 7 th centuries because of the attacks of Iraians or arabians and the people had started to live in a nearest castle whicsh is named as Kızkalesi. The building materials in the walls of this castle are supposed to be brought from the remains of Pompeipolis. Although, the region had been conquered by Turks starting from the 11 th century AD, Pompeiopolis is seen as a city in the Bishop's list until the 14 th century AD.

There is not much remains around the site due to be in the valley but the researches had showed thet the city vas very prosperous and have a large territory. The excavations made by Kastamonu museum revealed lots of very well mosaic floor and also earlier investigator tell more mosaic on the site. There are lots of finds which are lucky find in the kastamonu Museum. Also lots of remains are seen in the modern town and the bridge which named Taşköprü (Stone-Bridge) has also Roman origin.

Prof Dr. Nusret ARAS

ANKARA ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ

COĞRAFÎ ÖZELLİKLER

Kastamonu merkezine 42 km uzaklıkta bulunan Taşköprü,kuzeyde Çatalzeytin ve Türkeli,güneyde Tosya,doğuda Hanönü ve Boyabat ilçeleri,batıda Kastamonu ile çevrilidir.Kuzeyde Yaralıgöz Ormanları’ndan, güneyde Ilgaz Dağı eteklerine kadar 80 km, doğudan batıya doğru, Boyabat ve Sakız Köyü’nden Kastamonu Gölveren Köprüsü’ne kadar 70 km genişlik ve uzunluktadır. Yüzeyi, 1,752 km2 olan Taşköprü’nün belediye hududu: Doğuda; Kaba Deresi, Hazinedaroğlu Köyü, Emerce Mezarlığı’nı takiben Gökırmak, Ağcıkişi Ormanı’nı takip ederek Elekçi Deresi ve Cinlibayır. Kuzeyde; Aygır Kürüzü’nü takiben Küplüpınar, Öteyüz ve Açıkoluk. Güneyde; Kirazlıpınar, Örhenli Yolu, Çevik Değirmenleri, Derice Yarı, Kurbantepesi ve Alisaray Yolu ile çevrilmektedir. Bu sınırlar içersindeki sahanın yüzölçümü 480 hektardır.İlçenin kuzey ve güneyindeki arazi dağlık ve ormanlıktır. Gökırmak Vadisi’nin iki yanı hafif dalgalıdır.Yalnız Gökçeağaç bölgesi özel bir durum arzetmektedir. Bu kesimde kuzey düzlük ise de diğer kısımlar oldukça sarp ve ormanlarla örtülüdür. Taşköprü’nün kuzeyindeki Çangal Dağı 1585 m, doğusundaki Elek Dağı 1540 m, güneybatısındaki Kiraz Dağı 1465 m, güneyindeki Saraycık Dağı 1350 m, batısındaki Obrucuk Dağı ise 900 m yüksekliğindedir. Bu geniş dağları örten ormanlar işletmeye çok müsait bulunmaktadır.İlçenin 126683 hektara varan ormanlarından, 54,574 hektarlık kısmı öteden beri korunmuş ve ulu birer orman haline gelmiştir. Bu ormanlarda mevcut ağaçlar, ilin diğer ormanlarında olduğu gibi; Çam, Köknar, Kayın, Meşe, Kavak ve Ihlamur ağaçlarından oluşur. İlçenin akarsuları arasında en mühim olanı Gökırmaktır. Bu ırmak; Daday, Kastamonu, Karasu, Alpagut, Ağçıkavak, Çit, Çakmak, Çana, Karadere, Hamzaoğlu, Küre ve Kavakpazarı Çayları ile birleştikten sonra Boyabat yönüne doğru devameder. Irmağın iki tarafındaki geniş araziye, birçok bent ve kanallarla hayat verilmekte ve bu sayede kendir, sarımsak, şekerpancarı, tahıl ve bakliyat gibi toprak mahsulleri alınmaktadır. Bölgenin içme sularından başka; Elek Dağı civarında Demirci Müezzin Köyleri’nde maden suları da vardır. İlçede, bakır, krom, demir ve kömür gibi madenler olduğu tespit edilmiştir.

FIKRALAR

GERMEÇLİYİM

Germeçli iki genç birbirleriyle kavga ediyorlar. Ve sonuçta biri diğerinin burnunu kürekle yarıyor. Yaralanan genç acilen hastaneye kaldırılıyor. Doktor, hastaya:
-Nerelisin? Der.
Hasta:
-Germeçliyim.
Doktor:
-Burnunu dikmem lâzım, uyuşturayım mı? yoksa uyuşturmadan mı dikeyim? Uyuşturursam acımaz, der. Hasta:
-Uyuşturmadan dik, der.
Her iğneyi batırışta hastaya sorar, acıyor mu? Hasta:
-Acımıyor, der.
Doktor dikiş işini bitirir.
Hasta yatakta yatarken babası ziyarete gelir. Oğlum, duyduğuma göre doktor burnunu uyuşturmadan dikmiş, niçin uyuşturtmadın? acımıştır, der. Oğlu:
-Acıdı, acıdı ama: Doktor, önce nerelisin? dedi, ben de Germeçliyim dedim.



YAĞ ÇALIVER

Taşköprü’den Zeytinburnu’na yerleşmiş bir ailenin çocuğu, sokakta oyun oynarken annesine bağırıyor:
-Ana, bana yağ çalıver.
Anne:
-Çalıverdimya oğlum.
Çocuk:
-Yetmedi bir daha istiyorum.
Anne ve çocuk arasında geçen bu konuşmayı sokaktan geçen bekçi işitiyor. Ana-oğulu, yağ çaldı diye karakola götürüp hırsızlıktan nezarete atıyor. Komiser geldiğinde:
-Suçları ne? diye sorar bekçiye.
Bekçi:
-Yağ çalmaktan tutukladım, efendim der.
Komiser, yağın nasıl ve nereden çalındığını araştırırken, kadın:
-Bakkaldan aldığım sana yağını ekmeğe çalıverdim, der.
Mesele anlaşılır ve sanıklar salıverilir.



GAMSIZ ARİF

Yıl 1927. Taşköprü için hatırlanması bile istenmeyen büyük yangın yılı. İşte yangının acı hatıraları yanında yıllar sonra anlatılabilecek bir hatıra.
Gamsız Ali Taşköprü’de vurdum duymazlığı ile herkesin tanıdığı bir kişi. Büyük yangın gecesi bütün Taşköprü ayağa kalkmış, herkes sağa sola koşuşturuyor. Gamsızın karısı bağıra bağıra gamsızı uyarmış.
-Kalk herif Taşköprü yanıyo. Gak, bak.
-Noolmuş Taşköprü’ye.
-Yanıyo herif yanıyo gak.
Zor bir hal yataktan kalkan gamsız pencereye kadar yürür. Ve,
-Ooo daha yangın ötede. Bizim buraya daha gelmez. Ben yatıyon deyip yatağa tekrar yatar.

(Kaynak: Kastamonu Folkloru 2)



DÜŞÜNMEDEN SÖYLENEN YALAN

Akçakese Köyü’nde korkulan ve halk tarafından da çok sayılan bir ağa vardı, Akdeloğlu. Akdeloğlu birkaç gün şehirde kaldıktan sonra atına binerek köyüne gidiyordu. Ilmanlar’a vardığında karşısından ortakçısının geldiğini gördü.
O da şehire gidiyordu. Ağa, atının üzerinden kamçıyı kaldırıp, ortakçısının başına vurmak için kaldırdı ve,
-Lan çabukcak düşünmeden bir yalan söyle. Söylemezsen seni gebertirim...
Ortakçı:
-Ağa, şimdi alayın sırası değil. Ben size haber vermeye geliyordum. Bu gece hırsızlar davarları- sığırları sürüp götürdüler...
Akdeloğlu’nun kalkan kolu hemen indi ve şehire döndüğü gibi Vali, Savcı, Jandarma Komutanı derken ilgililere duyurdu. Sonunda kalabalık bir jandarma birliği köye ulaştı. Böyle bir şeyden kimsenin haberi yoktu.
Akdeloğlu yine ortakçıya döndü.
-Ulan namussuz neden bunu uydurdun?
Ortakçı, gayet sakin karşılık verdi:
-Ağa düşünmeden söylenen yalan o kadar olur...



BİLMEM NESİNE

Taşköprü - Hoca Köyü Kıran mahallesinde yaşamış halk bilgesi, ermiş olarak tanınan Gaga lakaplı şahıs, evine gelen konuğa, su istediğinde;

"Oda yaptırdım yere
Misafirler gelsin göğsünü gere gere
Ekmek istersen Allah vere
Su istersen daha dere " der

Bu Gaga'nın köyüne bir gün bir konuk gelir. Konukseverlikten öyle hoşnut kalır ki, köyden ayrılırken odadaki gömme dolabın kapağına şu yazıyı yazar:

"Bu haneye gelen
Ekmek yesin aş yesin
Eğer namaz kılmazsa
Toprak yesin taş yesin "

Aradan zaman geçer. Konu komşu bu evde toplanır, sigara sarar, kahve içerler... Gaga da gelir. Otururken bu dörtlüğü görür. Kimin yazdığını öğrenir.

"Getirin bir kalemde bana der". Sabit kalem getirirler. Eline alır;

"Tuu" der ve yazar altına.
"Hiç vuku bulmadı
Yatsıyı kılmadan yattığım
Seni namaz üzerine memur mu yaptılar
Behey .............bilmem nesine yaptığım"

Kaynak: Kastamonu Folkloru 2



ABBAS AĞA

"Atta garın
Yiğitte burun
İllede avrasattuğum

Bu benim burun" diyerek burnun büyüklüğünü bile espiri yoluyla anlatan Karadedeoğlu köyünün özellikle kahve tiryakiliği herkes tarafından bilinen ağasıdır Abbas Ağa.

Öylesine tiryakidir kî cezvesi ve fincanı heybesinden eksik olmaz. Bir gün Boyabat'da bir bey evine konuk olur. Ev sahibi de Abbas Ağa'nın tiryakiliğini duymuştur. Abbas Ağa'yı bir sınava tabi tutmak ister. Habersizce öğütülmekte olan kahvenin içine bir tek arpa tanesi atar. Kahve hazırlanır, ikram edilir. Abbas Ağa ilk yudumunu alır almaz ev sahibine döner;
Ev sahibi sorar;
- N'oldu Abbas Ağa beğenmedin mi?
Abbas Ağa cevap verir;
- Ulan Boyvatlu! Biraz daha arpa guyaydın beygir gibi kişnedeceğidin bizi, der.

Kaynak Kişi : H. Reşit ŞİMŞEK Hazırlayan: Necati DOĞANÇ H.E.M. Müd. Yard.



KÖYLÜ MÖYLÜDÜR
Bizim köylü Ahmet ağa Almanya'ya çalışmaya gider ve orda bir iş bulur çalışmaya başlar. Aradan yıllar geçer. Çalıştığı fabrikanın sahibi Türkiye' ye gelir. Türkiye de tatilini yapar ve Almanyaya döner. Bizim Ahmet ağa sorar "ne var, ne yok türkiye'de beğendin mi?". Her şey güzel, her şey mükemmel ama tuhafıma giden bir şey var, orada her şeyin iki adı var, örneğin ekmek mekmek, kaşık maşık gibi der. Tabi bizim köylü Ahmet ağa hemen cevap verir, "yok canım onu sana söyleyenler KÖYLÜ MÖYLÜDÜR" der.

Halk Hikayeleri

Her memlekette olduğu gibi Kastamonu’da ki halk hikayeleri ya yoksul bir oğlan, ya Bektaşi, ya da hocayı ve ya bir padişahı kahraman olarak hikaye bitinceye kadar anlatmaktadır. Bazen de gerçekte yaşamış ve hikayeye konu olmuş olay ve kahramanlara atıfla meydana gelmiş hikayeler vardır.

Bunlardan Bir örnek ;

Kastamonu’lu Sırtlının Abdurrahman Efendi Sinop tarafına cerre gitmiş deşeti para cer etmiş, kuşak sucuk gibi olmuş, dönüşte elek dağında önüüne hırsızlar çıkmasınamı; ne var ne yok hocanıg üstünü temizlenmişle; Hoca metelüksüz kalınca düşmüş hursuzlarıg peşine onna gitmiş. A.Efendi gitmiş, nihayet hursuzlardan biri vatandaş gelme canunu yakarız, A. Efendi ne dedilerse anamamış siz ne yaparsanız bende yaparım hata hursuzluk bile ederüz demiş. Eşkiyaların başı bırakın gelsin demiş ne yapacakj bakalım. Vamışla cobrum bi derenin içinde alak gibi bi yere oturmuşla. Abdurrahman Efendi orda bi saz asılmış eşkiyaların hepsi de yan yan bakmaya başlamışla ve eşkiyaların başı; ulan demiş bizim moruk sazdan anlaya, verin hocanın gucağına, vemişle hocanın sazı ve A. Efendi epeyu düzen ettikten sonra paranın üstüne deyişleme söyleyerek oyle vurmuş gi sazın tellerüne vallah billah sızım sızım sızlandumuş telleri. Saz bitince eşgiyaların ireisi demiş verig hicanın parasını, çıkamışla hevbeden vemişle hicanın (A.Efendinin) bozulmamış kuşağını; Alla ısmarladık deyeyken de ireis bi avuç da altun vermiş hocaya… Hoca nereye bastuğunu bilmeden gelmiş Gastamonuya Ders okudaya ikende öyle derimiş “Her şeyig cehlinden ilmi evladu velev kane saz…..”



HİKÂYESİ OLAN TÜRKÜLER

ORMANCI

Akçakese, Taşköprü ilçesine bağlı yedi mahalleden oluşan bir köy. Tümüyle ormanlarla çevrili bir yerleşim birimi. Türkünün anlatılan hikâyesi:

Günün birinde köye bir ormancı gelir. Ormancı, köye yerleşen ilk yabancıdır. Evlidir ormancı. Köylülerle dostlukları, komşulukları olduğu gibi, zaman zaman onlarla çelişkiye de düşer. Çünkü köylü, hayvanını ormandan beslemekte, yakacağını ormandan temin etmektedir. Yapraklı meşe dalları ile hem hayvanların kışlık yiyeceğini hem de kendi yakacaklarını ormandan kesmektedirler. Bu durum, ormana zarar verdiği için ormancı ile köylüyü karşı karşıya getirir.

Evli olan ormancı, köyde güzel bir kızla gönül bağı kurar. Ancak bu bağ köylülerce sezilir ve hoş karşılanmaz. Dostları, ormancıyı uyarırlar... Ormancı, aldırmaz ve ilişkisine devam eder. İlişkiyi öğrenen kızın yakınları, bunu namuslarına bir leke sayarak ormancıyı pusuya düşürüp öldürmek isterler. Olaydan yaralı olarak kurtulan ormancı köyü terk eder. Olay, türküye konu olur. Düğün ve semet törenlerinde söylenir.

Sabah güneşi doğdu
Çay başına başına
Bir heybe saman takın
Ormancının atına
Aman ormancı, canım ormancı
Köyümüze bıraktın yoktan bir acı.

İki tabak makarna
Şu karşıdan bakarla
Demedim mi ormancım
Sana türkü yakarla

Aman ormancı, canım ormancı
Köyümüze bıraktın yoktan bir acı.

At bağladım belmeye
Yine mi geldin görmeye
Ne yüzün var ormancı
Bizim köye gelmeye

Aman ormancı, canım ormancı
Köyümüze bıraktın yoktan bir acı.

Darı toplarım darı
Ağlarım zarı zarı
Ormancımı vuranlar
Eşkiyanın kıralı

Aman ormancı, canım ormancı
Köyümüze bıraktın yoktan bir acı



DANACI

Eski bir cezaevi türküsüdür. Yaptığından pişmanlık duyan, cezaevinin çekilmez çilesinden bıkan bir yükümlünün feryatlarıdır. Türkünün sözleri, Danacı Pehlivan sazını eline alıp başından geçenleri dile getirdiğinde, cezaevinin etrafında oturanların, yada bu civardan geçenlerin ağladığı söylenir.

Kastamonu halife Kuyucağı Köyü’nde mahalli bir güreşçi, Danacı. Güreş yapan amcasından heveslenmişti güreş yapmağa. On iki yaşında Camili Köy’de yapılan bir güreşte ilk soyunmuştu. Güreş ustaları: “Bu oğlanda iş var, gelecekte gıyak güreşçi olur” notunu vermişlerdi. O günden sonra çevrede güreş olan her yerde Danacı da bulunuyordu. Tuttuğunu el-ense yere yatırıveriyordu.

Ona, Danacı lâkabı da küçük yaşta takılmıştı. Ama nasıl, neden böyle dendiğini bilen yok.

Güreş karın doyurmaz ya. Bizim danacı, köylerinin hemen yanında küçüksu’da yapılan abaları (toprak kap-çömlek) büyük sepetin içine saman- ot koyarak itina ile akşamdan yerleştirir. Bu, onun bir haftalık yolculuğunun hazırlıklarıdır. Sabahın ışıkları ile gözünü açan Danacı, taze gelinin hazırladığı tarhana çorbasını yudumlayıp “ya bismillah” deyip, iki sepeti (küfeyi) yükleyip deh der atına. Niyeti üç aydır gitmediği Taşköprü- Boyabat yönüne...

Taşköprü’yü geçtikten sonra uzaktan bir davul sesi duyar. İçi kıpır kıpır olur. “Düğündür herhalde” deyip, sesin geldiği tarafa yönelir. Bir de ne görsün tam istediği. Yemyeşil harman, güreşçiler meydanda peşrev çekiyor. Millet yığılmış, heyecanla başlamak üzere olan güreşi bekliyor.

Danacı’yı tanıyan birisi hemen yaklaşıp, “sen de soyun” der. Zaten niyetli olan Danacı, atını bir kenara bağlayıp deste birinciliğinin ilan edilmesini bekler. Güreşi kolayca alır. Küçük ortaya çıkan iki pehlivanı da yener. Büyük ortada da aynı başarıyı gösterir. Gözler, atla gelen caba satıcısına çevrilmiştir. Baş altını da alışından sonra, onun bir cabacı değil; iyi bir güreşçi olduğu anlaşılır.

Sıra başpehlivanlığa gelmiştir. Ama nerde, her güreşte tuttuğunu kazıkla saniyede tuş eden köyün güreşçisini yenecek. Zaten güreş icadını çevreye o tanıtmıştı. İriyarı, çam yarması gibi bir adam. Bıyıklarına adam assan idam eder. Herkes, onun Cabacı’nın hakkından geleceğine inanmaktadır. Herkes, köylüsü tarafı. Cabacı’ya hak tanıyan, ihtimal veren yok.

Danacı, başaltı için meydana çıkınca “Ben cabacı değil, Danacı’yım” deyip bacağındaki beyaz donu indirince; sırma işleme kispet ortaya çıkar. O zaman gerçek bir güreşçinin köylüleri ile güreşeceği anlaşılır. Cazgırın salavatlanmasının ardından Danacı, atlayarak gezinirken arada bir nara atmaktadır. Davul sesleri arasında birbirlerine girerler. Danacı bir ara alta düşer. Kimse nasıl olduğunu bilemedi. Ani bir hareketle ayağa kalkıp rakibinin kolunu yakalayıverdi. “Çat” sesi ve ardından “anam” nağrası ortalığı inletti. Rakibinin kolunun geriye doğru kıvrıldığını görenler Danacı’nın üzerine gittiler. Saldıranlara karşı tek başına mücadele edip, kaçmayı denedi. Nafile. Atının heybesindeki kamayı çekip fırıl fırıl döndü. Gözleri kararmıştı. Vurduğunu düşürüyor, kamayı önüne gelene saplıyordu. Bir aralık, yerde dört-beş kişinin yattığını fark etti. Herkes geri çekilmişti. Atının sırtındaki küfelerin iplerini kesip atına atladı ve uzaklaştı.

İki kişiyi öldürmek, üç kişiyi ağır yaralamaktan yargılanan Danacı’nın, idamına karar verildi.


Lâkabım Danacı ismim pehlivan
Bana acısınlar gâvur müslüman
Efendim efendim şunda nem kaldı
Urganım yağlandı üç günüm kaldı

Elimde kelepçe yüzüm peçeli
Zaptiyeler durmuş iki geçeli
Hapishanede yakarlar kara kömürü
Mevlâm size versin uzun ömürü

Kaynak Kişi:

Adı soyadı: Emine Bekdemir.
Doğum yeri ve tarihi: Beyköyü, (1937).
Mesleği: Ev hanımı.
Tahsili: Okuma-yazması yok.
Derleyen: Ahmet Bekdemir.




KUMA

Bu türkünün hikâyesi Taşköprü’ye bağlı Bey Köyü’nde geçmektedir. Emine, ailenin dört çocuğundan biridir. Daha dokuz yaşındadır.

Emine’nin babası bir gün karısının üzerine bir kuma almaya karar verir ve eve bir kadın getirir. Emine’nin annesi bu duruma çok üzülür ve yatağa düşer. Emine de bu duruma çok üzülmektedir. Artık ailenin huzuru bozulmuştur. Emine, üzüntüsünü dile getirmek için gece gündüz ağlayarak bir türkü yakar. Bu türküsünü yatağa düşen annesine okur. Annesi de, türküyü babasına okumasını ister.

Emine, hemen gider ve babasının önünde bu türküyü okur. Bunun üzerine babasının da yüreği yumuşar ve ağlamaya başar. Onlara çektirdiklerinden dolayı üzülür ve eve getirdiği kumayı bırakır.

Belinezi’niñ çayları da çağlasın
Hiç durmasın anam otusun da ağlasın
Anam bizi Fadim’imiz eylesin

Ay Allah’ım ne diyelim duralım
Anam buna nasıl çare bulalım

Evimizin öñü bakacak
Dört yavruña şindi kimle bakacak
Yavrularıñ güccükden boynu buruk galacak

Ay Allah’ım ne diyelim duralım
Anam buna nasıl çare bulalım

A bubam entireñde gök müydü
Hiç göğsünde din iman da yok muydu
Dört uşağıñ içine saña kürd gızı hak mıydı

Ay Allah’ım ne diyelim duralım
Anam buna nasıl çare bulalım

Ne uzunumuş şu Sökü’nüñ düzleri
Gırılmışdu sala sala dizleri
Yakdı seni şu gahbeniñ sözleri

Ay Allah’ım ne diyelim duralım
Anam buna nasıl çare bulalım

______________________________________________

DEYİMLER

· Âzı açuk galmak.

· Azbuz deyil.

· Azbuçuk haberi olmak.

· Bağrı dutuşmak.

· Bayguş tünemek.

· Burnu yere dıkılmak.

· Buyar gibi olmak.

· Cıs cıbır olmak.

· Çıra gibi yanmak

· Çil yavrusu gibi dağılmak.

· Davşana gaç tazuya dut.

· Dogu gibi gabarmak.

· Eli böğründe galmak.

· Gâvur inatlu.

· Gıcırım bükmek.

· Gıygaşuk bırakmak.

· Gırôdan nem gapmak.

· Gônü çekmek.

· Ġötün ġötün gitmek.

· Ġöve merdiman dayamak.

· Guyrunu gısmak.

· Ġözü dönmek.

· Ġözüne ilişmek.

· Ġözü ġônü açılmak.

· Ġücünü üzmek.

· Ġüze ermek.

· Ikurcuklanmak.

· İlînü cicûnü ôrenmek.

· İmam yuycak yerini bırakmamak.

· Gıran girmek.

· Kürd çalıp cingan oynamak.

· Minderi gaba olmak.

· Nevri gelmek.

· Oñmak.

· Oluk gibi akmak.

· Ödü patlamak.

· Ölüye ağlamaz, diriye ġülmez.

· Peklemek.

· Sarımsak gibi baş çöğürmek.

· Satuya çıkamak.

· Söyünmüş govana dönmek.

· Su basar.

· Tekeden süt çıkamak.

Kaynak kişiler:

Adı soyadı: Münire Bekdemir. Adı soyadı: Mükerem Topçu.
Doğum y. ve tarihi: Masatlar Köyü, (1936). Doğum y. ve tarihi: Beyköyü,(1925).
Mesleği: Ev hanımı. Mesleği: Ev hanımı.
Tahsili: Okuma-yazması yok. Tahsili: Okuma-yazması yok.
Derleyen: Ahmet Bekdemir. Derleyen: Ahmet Bekdemir.

Ata Sözleri

Bölge için münhasır Ata Sözleri olmamakla beraber Anadolu'nun aşağı yukarı her kesiminde kullanılan ata sözleri değişik biçimlerde kullanıla gelmektedir.

Beylik verme ile, yiğitlik vurma ile olur.

Sonradan görme, gavurdan dönme.

Kızını dövmeyen dizini döver

Borçlu olup düşünmekten uyuz olup kaşınmak iyidir.

Tanrı kerimdir ama, kerimin kuyusu derindir.

Eşeğini sağlam bağla, öyle Tanrıya emanet et.

Yerde ki yüzü kümse çiğnemez

Kendine güvenmeyen porsuk, harmana girmez.

· Acığan doyman, susuyan ganman sanar.

· Acı almayı gırâ çalmaz.

· Adıñ çıkcâna canıñ çıksın.

· Ağır gazan geç gaynar.

· Ağlıyanıñ malı ġülene yaramaz.

· Ağusdosuñ onbeşi yaz, onbeşi gışdu.

· Ağusdosda gölgede yatanı zemheride ziv ziv tutar.

· Akacak gan başda durmaz.

· Âşama gadar biñ devir döner.

· Alışviriş başga dosluk başga.

· Alışmış gudurmuşdan beterdü.

· Añız basdı gar basdı.

· Armudu say da yi, almayı soy da yi.

· Aslan yaddû yerden bellü olu.

· Aş gaşûnan iş keşînen.

· Aşâ tükürsem sakal, yokarı tükürsem bıyık.

· Atdan düşen ölmemiş, eşekden düşen ölmüş.

· Azı bimiyen çoğu hiç bulamaz.

· Beş barmâñ beşi de bi deyil.

· Bi kötünüñ yedi mahalliye zararı dokunu.

· Biz yidük Allah artusun, sofrayı soñuncu galdusun.

· Çay kenerinde tâla, gırk yaşından sôna gız alma.

· Dilenciniñ torbası dolmaz.

· Dinsizüñ hakgından imansuz gelü.

· Düġün elinen, harman yelinen.

· Eliñ ekmê ele bal gibi gelü.

· Elek elden, hamur bilekden çıkar.

· Eliñ iyisinden bizim kötümüz iyidü.

· Eşek, yüklü olusa añırmaz.

· Gezen gurt aç galmaz.

· Gücük az, Mart yaz.

· Harmanda eli olmıyanıñ elekde ġözü olmaz.

· Gız evi naz evi.

· Guru ağaçdan düdük olmaz.

· Oñacak oğlak bokundan bellü olu.

· Örüsger esmeyince dal gımıldamaz.

· Para ile imanıñ kimde oldû bilinmez.

· Soña galan doña galu.

· Su, argını bulu.

· Su içene yılan bile dokunmaz.

· Sel gider gumu galu.

· Su güccûñ söz böyûñ.

· Tañgır elek tañgır saç, elim hamur ġanım aç.

· Daşıma suyunan deyirmen dönmez.

· Uyuz geçi duvara sürtünü.

· Yağsuz yinü de duzsuz yinmez.

· Yavaş gaynıyan tencireniñ dibi tutmaz.

· Yinecek yogurda sarımsak dökülmez.

· Zemheride sür de çaluynan sür.


anasayfaya dön

anasiteye dön